26 Temmuz 2017 Çarşamba

böyle olsun;bundan istiyoruz;tam olarak bundan

sizi nasıl sevdiğini nasıl göstereceğine şaşan insalarla dolu olsun ömrünüz 
mesela,
saçlarınızı ören bir anneniz olsun hayatta
beslenme çantanıza şokellalı ekmek hazırlayan bir dedeniz
aşık olduğunuzda gözlerinizi öpen bir dostunuz
en mükemmel zeytinyağlıları yapan bir anneanneniz
esnaf amcanız beğenmediği karpuzları size satmasa 
bir damla yaş süzülse premsescilik yerine dostunuz olan bir babanız 
ne ise ne hallederiz diyebilenler olsun ama mutlaka kararınca
kocaman yüreklilerle
dolu olsun
dolsun
bomboş bir kadeh de olmasın önünüzde , onu sizle paylaşanlar da olsun
siz saçmalarken bile gözlerinize bakarak dinleyenleriniz olsun.
olsunmuş işte. olsa keşkeler dışındakiler bizim işte beylecene..



15 Nisan 2017 Cumartesi

1 yolluk

Biz koca adımlarla yürümeyi marifet bilen insancıklar,ancak "Kalbenden" geçen yolla aşık olabilenler,hedeflenen adam olmak mı tam olarak kafalarda?
Soslanmış hayatlarınızı bandırırken,dümdüz beyaz somun ekmek hafızaların neresinde kalmış kimbilir..Neyseki bir yolluk içecek kadar vakit varken biraz daha kızabiliriz alışkanlıklarımıza.

8 Mart 2017 Çarşamba

Kadın

Kelimelere doğru anlamlar yükleyemesek de,
Malala'ya sıkılan üç kurşun gibi sert
Dostoyevski'nin yüreğindeki Suslova gibi erişilemez,bambaşka
"Serenad" gibi heyecan verici
Ve bir babanın prensesi olmak bizi güçlü kılan.
Güçlü bir kadın gibi hissettirenlerin hep yanınızda olması dileğiyle..

14 Kasım 2016 Pazartesi

Esnaf türküsü

Aydın Kibar,68 yaşında
38 yıllık esnaf
Şu hayatta en iyi yaptığı şey zar tutmak ve çay demi yorumlamak.
Hiç bir zaman malını iyi pazarlayamamış
Hiç bir zaman müşteri ile pazarlık yapamamış.
Sorumluluğunda olan belediye bahçesinde beslediği yirmi güvercinle, eşsiz bir şansa sahip olduğunu düşünüyor.
Tuntul diye sevdiği paçalı,kanat çırptıkça olmayan özgürlüğü varmışçasına kabarır durur yüreği.
Yaptığı baba mesleğini aktaracağı bir oğlu olmaması endişe yaratmıyor onda.
Ağzına sakız olmuş beklediği"sevdaluk"
Kör baktığı gözleri hala tutturmuş memleketi 'şiir gibi'
Hareket etmediği için hissetmediği prangaları pas tutsa ne olurmuş ki..
Bi el daha tavla, bu sefer zar tutmadan yenecektir belki. 

9 Kasım 2016 Çarşamba

Koyu yeşil

Sizde eksik olan şey nedir?
Nedir bu totaliter güce olan açlığınız,efendim?
Sizin için döşenmiş raylar önünüzde
Kafanızı böyle ufak detaylarla yormayin ,istikametinizi de biz ayarlarız efendim.
Zaten olduğu gibi her şey çok önceden planlanmamışmıydı?
Pembe mavi patikleriniz siz doğmadan dokuz ay önce örülmüştü.
Evleneceğiniz kadının giyeceği gecelik yıllar öncesinden alınmıştı bile,sandık kokusu sinsin kıymetlensin diyemiydi?
Peki nedir bu mutsuzluk hala,kamoon haydi gül biraz.
Sizi yaşınız yormuyor ki,tazesiniz,özelsiniz kimileri birileri için.
Her akşam bi'ekmek bi'yoğurt bi'kısa Anadolu
Her sabah durakta aynı haşlanmış demli çay
Kulaklarınızda ise aynı türkü-hep laminörden-''aman tadımız kaçmasın''
Peki hala neden insanların gözüne bakmadan yaşıyorsunuz efendim?
Sahiden etli kemikli omurgalı yaşıyorsunuz değil mi?

7 Kasım 2016 Pazartesi

Ankara simiti


Her çabanda, müdahalesiz saf kalmamıştı hamurun.'ben bol mahlepli severim' diyen için mahlep katmamıştın ama o tercihine uygun olmayı çok istemiştin zamanında.sen hep yanık susamlı,yanına çaydan başka bişeyin yakışmadığı meşhur ankara simitiydin aslında.el üstündeydin,senin adını sayıklayanlar vardı sokaklarda...çok da zorlamaya gerek yokmuş diye düşündün ,seni yeterince keyifli hissettirecek belki de öyle sade olmandı.ama hamurunu endüstrileşmiş çipli maymunlardan koruyamadın..
sende artık bir reyon ürünüsün.

ayazdaki demli çay simit keyfine gelsin.


6 Kasım 2016 Pazar

Açık yeşil


belkide her tona gerek yoktu.sadece açık ve koyu yeterliydi..

dümdüz siyah boğazlı bir kazak kadar sadelik istemiştim ilk defa.
renkleri iyi gün dostları olarak 'beyaz önlüğümün' cebinde taşıyordum(sadece gerekli anlarda camı kırınız ibaresi ile).
teknoloji düşmanı olarak yetiştiğim habitatımda çalan mesaj bilidirmlerine, arama melodilerine göre akıllı telefon markası ayırt edecek seviyeye ne ara gelmiştim.nükleer santrallere haaayır diye bağırdığımız sokaklardan,kaldığım yerde baz istasyonu olmayan  telefon hattımın firmasına köpürdüğüm dakikalara ne ara ulaştım.


sosyalleşmenin toplunun isteklerine göre hareket etmek olduğunu anlayamamıştım hiç bir zaman.
sembolik kültürün oluşturduğu gün-ay-yıl-sanat-tarım-dil ile yine de bir ortaklık sağlayamamıştım.
çocukluk-adölesanlık-şimdi yaşlandım mı ben,yaşlandım şimdi ne oldum dönemi ile devam ederken yüzünüze  ansızın uzaktan 'ablacım/hocam/teyze/bacım/yenge..' ünlemlerinin çarpması , çorapla ıslak tuvalet  terliği giymek kadar rahatsız edici olmaya başlamıştı benim için.. yaratıcı yazarlık atölyesi dedikleri yerler bile öykümdeki eskimişliği benden önce farketmiş. sadece 'kevaşe' kelimesine takılmıştı, daha bi' yaratıcı olamadığım için miydi(!)?

olamadığımı farketmiştim artık. çizdiğim suretlerin hep burnu aynıydı, ucu sağa bakardı.gözler hep üst birbölüüçü geçmezdi.kalçası geniş,parmakları çizmeyi beceremediğimden hep cepte olurdu..

şimdi çöpten çıkardığım cesaretimle, bir paragraf yazarak sade bir patika açmaya çalışıyorum kendime sadeliği ararken kullanabileceğim , biraz güneş fena olmaz ama.